[Flash 9 is required to listen to audio.]
vodvil:
size sonsuz aşkın varlığını ve yokluğunu açıklamak istiyorum sevgili dostlarım. insan değişir, her daim değişir, bugüne kadar sevdiğiniz kadınları-adamları düşünün, kendinizi düşünün; geçmişinizde yapıp pişman olduğunuz şeylerin sayısı çok fazladır eminim, oysa ki o yaptıklarınız, o zamanın aklıyla gayet normal karşıladığınız şeylerdir.zamanla değiştikçe, başka bir insan oldukça, o önceki insandan gıcık kapmaya, “ne salak biriymişim yea.” demeye başlarsınız, çünkü artık o insan değilsinizdir.
dostlarım, insan yaşadığı çevre, tanıştığı insanlar, konuştuğu kişiler, izlediği filmler, okuduğu kitaplar, dinlediği müziklerce değişir, rahatlıkla başka bir insana dönüşebilir.3 yıl önce karşılaşsa aşık olacağı bir rocker kızı, şimdinin aklıyla salak bulabilir, 5 yıl önce karşılaşsa köpek gibi seveceği idealist solcu erkeği, şimdi aptal bulabilir.işte değişim sonsuz aşkı imkansız kılar.
ama dostlarım, aşk korkunç bir şeydir, bazı insanlar, -ki sayıları o kadar azdır ki biz onları sadece romanlar ve filmlerde görebiliriz- aşık olunca sadece o insanı tanır, sadece o insanı izler, sadece o insanı okur, sadece o insanı dinler, sadece onun sohbetleri dinlemeye değerdir ve sadece o’dur işte ve bu değişimi red ediştir, bu aşka boyun eğiştir, bu bir adaktır ve bir ömür sürer.yıllarca aynı kalışın baki bıraktığı aynılıktır ve bu dostlarım ancak romanlar ve filmlerde dayanılabilecek bir acıdır.
sevgili dostlarım, sonsuz aşkı yaşatanlar, asla yaşayamayanlardır; ya da belki de gerçekten yaşayanlardır.
great lake swimmers - the man with no skin
[Flash 9 is required to listen to audio.]
nowhere2fast:
I’m a thief. I’m a liar. There’s my church, I sing in the choir.
Pearl Jam - Do the Evolution
Terslikler meydanında evcilleşme
Sokaklara alışmak isterken, evinden ayrılmak istemeyen,sonsuza kadar asla oradan çıkmak istemeyecek evcil sadık bir köpek gibiyim.kaçmak istediğim evim benim yeni yuvam,barınağım ve korunağım.sahibimden başkasına, kendimi sevdirmiyorum. Karnım aç olsa bile evimden çıkmıyorum,sahibimin gelip beni beslemesini bekliyorum.evcilleşiyorum.
Ruhumda yıllar önce başlayan kanser, artık tedavi edildi. Bütün sanılarımı, hislerimi hepsini bana bıraktı ve savaşı kaybedenler gibi umutsuzca çekildi. O kadar yavaş ve tatlı çekildi ki bu güzel malubiyetin sonunu hissedemedim bile.galip bendim,problem sona erdi. kazanmak gayretiyle kansere karşı bütün duvarlarımı korudum,kaleymişcesine. Sonuçta ilk kazanışla,okyanus gibi olan ruhumda, gelgitle çekildi kanser.kanla gitti kanla geri gelmedi.
Yıllar süren savaş sonunda, son masum hisler kalesi ayakta kalmayı başardı. Son umut şehrinde şölenlere başlandı,kutlamalar yapıldı.- Düzeni sağlayacak kurallar vardı.. İçimin sakinleri ve yolunda bana rastlayan bütün yolcular için ’mutluluk’ hakim .
Yolcuları anlamak ,insanlarla aynı düşünceleri paylaşmak kolay..
‘yüzücüsaçmalamalarıbunlarhep’
İçimde bir şeyler doğdu.
Hissedebiliyorum sevgili okur.Kalp atışlarımı en ufak bir ‘şey’ bile arttırıyor. Korku var, heyecan var, şevkat var-doruklarda-. Günler geçiyor.ben de farkında olarak izliyorum.günlerimi nasıl dolu dolu geçirebilirim diye düşünüyorum.her gün için kendime tekrar bir aferin veriyorum.bunun dışında bir şey yapmıyorum.fazla övünmemek lazım.
Ne zaman böyle oldum? Tam olarak söylemesi zor, ancak bu yaz bir şeyler oldu ve benim içimdeki tüm mutsuzluk mikropları öldü.Değirmenlerde öğütüldüler, rüzgara savruldular. Her bir parçası bu şehrin bir yerine dağılmış. Aramak için sokakları yürüyorum,arıyorum ki onlar başkasına bulaşmadan onları tamamen yok edebileyim.ancak bunu engelleyemiyorum.ben de hastaları iyileştirecek bir kaç şey düşündüm.umutsuzluk hastalığının ilacı zaman falan değil.büyüdükçe bu durumun değişeceğini ummak işe yaramıyor ya da gelmesini beklediğin bir şeylere dayanarak olmuyor.öncelikle insan kendini sevmeli.sonrasında insanları sevmeli.sonra hayvanlar bitkiler falan.olumlu bakabilirsiniz her şeye,insan istedikten sonra , birazcık tekrarlayınca alışıyor.babam sürekli olumlu bakmamızı tembihlerdi ve hala tembihliyor,olumsuz bir şey söylediğimde ‘lafını geri al’ diyor.farkında olmadan hayata olumlu bakmayı öğrendim ve çok nadir arada olumsuz şeyler çıkıyor ağzımdan.yeni tanıştığım insanlar bir süre alışamıyor bu duruma,hatta sinir oluyorlar bu duruma.girdiğim sınavın kötü geçmesi sonucun düşük geleceğini bilmem beni birazcık etkiliyor sadece.bu sınavda olmazsa diğer sınavda diyorum kendi kendime.küçümsediğimden değil de moral bozukluğu olmaması adına kendime telkinler veriyorum,çok da kötü değil biraz artış var kendine göre biraz daha çalış biraz daha herkes doğuştan yapmıyor çalışarak oluyor üst üste ekleniyor bilgiler,ilerde görüceksin ki geçmişle çok fark var blablabla
kısaca olumlu bak,çok salma ipleri çok da sıkma ,dengeli ol, sürekli gül,kötü laflara alınma,onlarla eğlen,sen sinir olma ya da başkasını sinir etme topluca gülün.biraz garip geliyor olabilir ama..
iyi ol,iyilik yap,iyilik yapabilceğin zamanları kolla,insanlara gül.yani tebessüm et.tramvayda,otobüste,dolmuşta,yürürken sert sert bakma,bakışlarını ifadeni yumuşat,sevecenlik gelir sana.sen gülümsersen insanlar da gülümser.robot değiliz ya,birisi bana gülse ben gayette mutlu olurum yani.neyse ben zaten sebepsizce hep mutluyum.sebepsiz değil tüm bu dediklerimi yapıyorum da o yüzden mutluyum.
sonra şey,müzikler de beni mutlu ediyor.bazıları çok güzel dinledikçe gülüyorum aslında çok hüzünlü de olsa birilerini hatırlayarak ya da kendi kendime sözlere uygun hikaye uyduruyorum.hüzünlü bir aşk hikayesi olsa bile sonu komik..neyse.öyle bişeyler işte.içimdeki kıpırtılar,kıpraşmalar hep böyle.
Esti Geldi,Okşadı Gitti.
benim hiç doğru düzgün bir odam olmadı.yani hep özendiğim tarzda toplu,düzenli.ne zaman toplasam 1 gün sonrasında dağınık buluyorum kendisini.neden benim odam böyle.sorun bende mi yoksa odamda mı?
yoksa asıl sorun odaların zaten toplu durmayacağı mı?
genç kız odaları nasıl oluyor acaba? annem bana sürekli hiç senin yaşındaki bir kızın odası böyle mi olur,git akranlarına bir bak diyor.ama ben ve benim tüm arkadaşlarımın hatta ne kadar insan gördümse odaları haberli bir şekilde misafirliğe gittiğimiz dışında gayette dağınık yani.
odamı istediğim gibi düzenleyemiyorken bana odamı toplu tutmam gerektiğini söylemesinler.zaten biz de çöplük içinde yaşamıyoruz pis de değilim,tamam birazcık ama temizlik yapıyorum arada.ve ben de çok dağınık olduğunda rahatsız oluyorum zaten hayvan değiliz ya ahır gibi yaşayalım..
yeni evimize taşınalı 1 seneden fazla oluyor ve benim odamın duvarına 1 çivi bile çakılmadı-çakılamadı.neden? çünkü anne hazretleri izin vermiyor.duvarlar yapılmışmış da o kadar bilmem ne.duvara poster asıcam,bana diyor ki ‘asma’ asarken gelince de ‘bandı ufak ufak yapıştır boyalar kalkmasın’ diyor...
en iyisi kendi küçük evime geçeyim ben.orada bir kitaplık-kitaplarla dolu- bir masayla sandalye ve bir de koltuk var..yatağım da yer yatağı.ortada da ufak bir kilim ve tabii her yer ferahlık veren bitkilerle dolu.minik limon ağaçlarım ve mandalina ağaçlarım ne kadar da tatlılar.küçük palmiyemsi ağacım da çok güzel.daha ne olsun.duvarlarda bana ait istediğim gibi kullanabiliyorum.çok karmaşık değil iç rahatlatıcı ve sevdiğim şeyler.bir geçenlerde güneş batarken çektiğim martıların etrafında dolaştığı vapurun büyütülmüş fotoğrafı,bir venedik posteri,bir de çilek resmi var.İşte sevdiğim istediğim şeyler.gayet güzel.bir tane beyzbol sopası almalıyım.çelik kapılar bugünlerde korunmaya pek yeterli olmuyor.
3x
Bazen nasıl davrandığımın farkında bile olmuyorum.başka biri bunu yaparken izlesem tam bir salak olduğunu düşünebilirim herhalde.neyse hikaye yazmaa başlıyorum 29 şubat 12.sevgi üzerine.belki değil.annem tavuk yaptı yemeğe çağırıyor.hastaydım bugün okula gitmedim.burnum dipsiz kuyu.3 tane film izledim.independence day İngilizce olarak izledim altyazılar uymadığı için İngilizce alt yazı bile yoktu.ama anladım sorun olmadı birazcık sıkılmam dışında ama güzeldi film genel olarak.sonrasında and they lived happily ever afterı izledim.çok harikaydı.creepi dinleyip,ordaki hikayeyle de birleşince filmin üzerimdeki etkisi arttı.yani o johnny deppin ilk olduğu sahneyi görmemden sonra.creepin aşığı olmuştum zaten o kısmı daha önce izlediğimde .film çok harikaydı.ama sonu çok kötü bitti.filmlerin sonlarını ben mi anlamıyorum yoksa onlar bize bırakıp istediğimiz gibi düşünmemiz için mi böyle yarıda bitiriyorlar? Anlamıyorum doğrusu bazen çok kızıyorum.neyse güzeldi izlenmesi gerekir ve filmi izledikten sonra aşklı filmlerden çok evlilikler üzerine kurulu filmlerin daha çok ilgimi çektiğini keşfettim.help kadar iyi olmasada.. -dün helpi izlemiştim mükemmeldi.gerçek anlamda oscarlıktı.ve aldı da zaten.sonrasinda secret windowu izledim johnny depp var yine.en başta anladım aslında kendi kafasında yarattığı olduğu,öyle çok bir şey beklemedim filmden çünkü kısıtlı alan vardı adamın evi,alan değil de asıl sorun kuruydu biraz sanki.ama güzeldi .film boyunca beklediğim şey arabanın içinde bıraktığı sulara gömülen saatiydi hep onun biryerlerden çıkıp bu senin saatin işte ne arıyor bunun orda diye sormalarını bekleyip şişko kara adama hediye ettiğini söyleyeceği sahneyi bekleyerek geçirdim.neyse saat akşam 7 yi 14 geçiyor ve ben bu filmleri izledikten sonra hikaye yazmaya karar verdim. Alıntı esinlenme vs. 3-4 çift var elimizde.teki psikopat karısını öldürdüğünü sanıyor.ama aslında silahına mermi koymadan sıkmış ve düşündüğü her şeyi kafasında kurduğundan dolayı gerçek sanıyor.adam kaçık ya işte.en sonunda polise gidip her şeyin doğrusunu anlatıyor ama en sonunda karısını görünce deliriyor.oha lan karım hayatta ,ama ben onu vurdum mezarından çıkıp gelmiş olamaz ya gibisinden.neyse öyle bişeyler işte.
You’re beautifulu bitirmiştim geçenlerde.korelileri ve dizilerini ve dillerini seviyorum.çok şeker insanlar,sanki hepsi çok iyilermiş gibi geliyor.tabii ki değiller ama tiplerinde bir sevecenlik var.oyuncuların mimikleri falan çok tatlı.böyle gayet agucuk bugucuk bebek severmişcesine sevebilirmişsin gibi.
insana çok şey katmıyor,ders falan çıkarmıyorsun ama gayet de eğleniyorsun.boş vakit varsa izlenilebilir çünkü çok vakit alıyor .1 saat 1 bölüm.16 bölüm olduğunu düşünürsek 1 gün bile sürmez izlemek ama..
gülmek için kolay yol.annemler gelip noluyo kızım sana diye taa salondan geliyorlardı kahkahama.öyle yani düşünün bunun üzerinden.
Hemen yaşadım İstanbul’u.
Öncelikle okuldan öğleden sonra izin alışımla macera başlamış sayıldı.’ne giysem ’sıkıntısından dolayı alışveriş yapmam gerektiği için beden derslerime girmeyip evde babamı bekledim.sağolsun bir yere gitmiş okuldan çıkış saatim 320 gelene kadar gelmedi nerdeyse.neyse işte geldi hemen çıktık.abime bişeyler baktık gömlek pantolon falan.sonra ben ne alsam diye düşündüm beğenemedim bir türlü.ilk olarak makyaj malzemesi almamla başladı alışverişim.allık,fondöten,ruj,parlatıcı,rimel aldım.babama ödettirdim sonra veririm babacığım diyerek -ama o kadar param yok bile.. -.-sonrasında,normalde hiç vermeyeceğim bir siyah düz pantolona sırf zamanımız yok diye gereğinden fazla para vererek ve rengini sevmediğim bir üst-üst diyorum modeli kumaşı falan bir değişik ne desem bilemedim adına- aldığımdan dolayı hayli buruk çıktım oradan.sonrasında birkaç şey daha alıp alışverişi tamamladık.annemi eve gitmeden önce aradık.ben aradım yani.annemin siniriı ne kadarmış bir görelim diye.eve geldiğimizde 8di saat ve biz de yolculuğa en geç 6da çıkmayı düşünüyoduk kadın ağaç olmuş tabi..eve geldik hemen hazırlandık gittik köye.amcamların evine geldiğimizde akrabalar toplanmış soba etrafına dizilinmiş sıcak hoş sohbetli bir ortam vardı.-niyeyse şimdi aklıma coffee princedeki gözlüklü ezik çocuk geldi.ve onun sevgilisi .ne kadar mutlulardı.-sonra yattık ama uyuyamadım.ortam değişik oda yatak falan.2de kalktım.yarım yamalak uyku çektim ve 5te kalkıp saçımı olduğu kadar yapıp eşyalarımı toplayıp saat 530 gibi evden çıktık.otobüsü sülalecek beklemeye başladık.sonrasında bekle bekle gelmeyince herkes bir telaş yaptı falan. Halbuki sadece 10 dakika geç kaldı adam.neyse.geldi bindik.cam kenarına oturdum.annem battaniye falan verdi iyi oldu soğuktu hava .her yer karanlıktı ama yolculuğun yeni başlamış olmasından dolayı etrafı izlemek zorunda hissediyordum kendimi.köyün yolundan çıkmamıştık ve tavşan çakal tilki ayı gibi hayvanları ya da mezarların yanında yürüyen görünmez hayaletlerin taşıdığı meşaleleri görebiliriz diye uyumadım ve dikkatlice yollara baktım.bayaa böyle gittik.sapancaya geldiğimizde herkes.aaa göööllll baksanıza sadece ördekler var sisten dolayı falan burası şöylemiş burda ne balık tutulur haa falan gibisinden bir sürü şey söyledi ve orada mola verildi.birkaç fotoğraf çektik.temiz hava alıp devam ettik.izmite giderken tünellerden geçtik.en sevdiğim kısım buydu.tünelleri oldum olası sevmişimdir o loş ortam herkesin aynı anda böyle başka duygulara bürünmesi falan.yoğun kar yağışını da bu yüzden seviyorum işte.herkes aynı soğuğu alıp ,herkes aynı nefreti ve sevinci yaşıyo.yani hemen hemen.işte izmite geldik böyle her yer ev git git bitmiyor evler.fabrikalar falan.körfez dediler.ohaa lan yıllar sonra deniz gördüm.deniz demeseler göl derdim hani deniz kabuğu toplayamayıp,dalgalarını göremedikten sonra pek de bir numarası yok benim için.o sırada, denizin yanından geçerken beni istanbula yaklaşma korkusu sardı. (yolculuğa başlamadan önce anneme; ben kendimi hazır hissetmiyorum İstanbul için diyordum çünkü ruhen istanbula ,deniz görmeye,denizin kokusunu almaya kendimi hazır hissetmeliydim.ama istanbula gidicez yaşasın diye sevinemeyip,hayalini kuramadan çat diye gidiverdik.)bu istanbula yaklaşma korkusu istanbulun beni güzel olarak görmesini istediğimden ya da oradaki insanların beni güzel halimle görmesini istediğimden falan değil kesinlikle,sadece vaktimiz olmayacağını düşünüp hemen hazırlanmak istedim. lenslerime saldırdım.takmaya çalıştım taktıktan sonra gözümde durmayıp inatla dışarı çıkıyorlardı çok fazla uğraştım ama olmadı.bende manzaranın keyfini çıkartayım bari diyip etrafı izledim gemileri falan.sonra evler yine geldi.sıra sıra böyle .köprümsü bir yerin üstünden geçtik.işte o zaman açlık oyunları geldi aklıma niyeyse.yüksek direklerin üzerine oturtulmuş bir yol ve bir sürü araba o alttaki insancıkların evciklerin üstlerinden geçiyor.ilk aklıma gelen soru ‘arabalar toz kaldırmıyor mu ya ‘oldu ve hemen ardından ’acaba camları ne kadar pistir,kaç haftada bir temizlik yapmak zorunda kalıyolardıro evlerde yaşayan insanlar’ gibi sorular geldi aklıma.işte türk ev hanımı aklı..
sonra yeniden tünele girdik ve ben hemen elime göz kalemimi alıp sürmeye başladım ayna olmadığı için cüzdanımın gri marka metal kısmının yansıttığı yerden bakmak zorunda kaldım.sürebildim mi düzgünce hayır tabii ki.otobüs titriyor zaten nereye sürüyorumbelli değil.kalemin kaşıma ve burnuma değdiği anlar oldu.daha sonra sildim ve azıcık kalsa yeter dedim.neyse sonra biraz oraya biraz buraya derken makyajımı tamamladım.tamamladım çünkü dediler ki istanbula az kaldı boğazda fotoğraf falan çekeriz. hemencecik istanbula geliverdik.2. köprü yerine 1.ye dalmışız ondan dolayı işler karıştı.bizi kayınpeder alıcakken damat aldı.tabii 20 dakikalık bir bekletme süresi vardı.tam güllüoğlunun önünde durduk.tereyağlı,cevizli,fıstıklı güzelim baklavalar orda duruyor ben inip de almıyorum..olsa da yesek.baklava almayı düşündüm lakin dökülür mökülür yazık olmasın baklavaya..sonra migrosun orda indik beylikdüzünde. Gelin hanımın ailesinin evine geçtik.evleri güzel sade ve şıktı.gelinle tanıştım sanırım herkes birbirine benziyodu ve ilk geldiğimde yüzlerine pek bakamadım niyeyse.işte sonra atıştırmalık bişeyler verdiler.çiğköfte bekliyodum Urfalılar ya hani.böyle şiveli falan da bekliyodum en azından biraz kayar falan dedim de yok yani.işte yedik içtik kaynaştık.çay içtik çok da güzel geldi o yorgunluğun üstüne tadı.sonra nişanın yapılacağı yere doğru otobüsle ilerlemeye başladık.aklımda mekan nasıldır acaba diye bir şey yoktu hiç de hayal etmemiştim nasıl olucağını.deniz göremeyeceğim için deniz kabuğu toplayamayacağım için üzülüyordum esasen.ondan dolayı da bu nişana gelmeyi hiç istememiştim.siyah gömlek siyah ceket siyah botlar her şey siyah.makyajım sade.beni görenler liseli misin diye sormuyorlar direk bekar mısın diye soruyolardı.yani iyi bişeydi bu sanırım.tabakları koymak için mutfağa girdiğimde bir teyze vardı adını bilmiyorum ama kayınvalidenin betül ablanın kardeşiydi.elif adında benden bir yaş büyük kızı varmış.dil bölümünde olduğumu söyledim.onun da oğlu İngilizce öğretmenliği okumuş.sonradan öğrendim ki herkesin bahsettiği,dillerinde dolaştırdığı enes abi oymuş.benim nişan boyunca kimdir diye sürekli düşündüğüm ama yanıt bulamadığım bir soruydu bu.fatih üniversitesinde öğretim üyesi-görevlisi? Öyle bişeymiş.herkes eşiyle falan takılırken onun annesinin yanında takılmasının tek sebebi sanırım öyle birisinin olmamasıydı.ama annem gelinin kuzenini onunla evli yapıverdi birden.annem çok sallıyor.mesela gelinin adı rumeysayken annem ona önce hatice diyip sonra ay sümeyra diye düzeltti.sümeyra dedi herkesin içinde ve ay şey bizim komşumuzun kızının adı da sümeyra,ondan karışıyor öyle ehehehe dedi.hay anne ben seni napsam bilemedim ki şimdi.. neyse otobüste dönüş yolunda ,ön koltuğumda oturuyordu ve arkaya dönüp,bak nuray da sosyoloji okuyomuş demesin mi.ben direk nuray mı o kim ya dedim, hani gelinin kardeşi varya o dedi,yengeme sorduk hemen serpil kızın adı dedi.sonra annecim dedim serpilin ne işle uğraştığını söylerken ben de vardım.psikoloji okuyomuş ve İngilizce olarak okuduğu için işinin zor olduğunu söyledi rumeysa abla, hepsi bu sosyoloji ne alaka ..
Evlerinden çıkıp nişanın olacağı mekana gidiyorduk.işte biz otobüsle gidiyoruz bir yere ama böyle bayaa gittik aslında 10 dakika falandır.bir geldik ama ben böyle anlatamam nasıl hissettiğimi.onlara ,daha önceden kaynamış olan kanım daha da kaynadı ve hepsini tek tek öpesim geldi.en çok da ali beyi.ali bey bizim kayın pederimiz.sürekli dilde olanlardan biriydi.öyle bir yer seçmişler ki insan ister istemez vay anasını oluyor.bir de denizsiz memlekette yaşamış olup çok az deniz görüp ve istanbula kadar gelip deniz kokusunu alamayacağını düşünen bir insan için deniz kenerında bir mekanda nişanın yapılması çok iyi oldu doğrusu.böyle mekanın bahçesine adım attık,bildiğin mükemmellik bir zevklilik hakim yani anlatamam.sanki oraya bahar gelmiş de tek sorun havanın kapalı olmasıymıştı.her yer yemyeşil,böyle manzara harika falan deniz kokusu..mis.otobüsten inince direk denizin kenarına koştum sonra of be teller olmasaydı iyiydi dedim.mekan farklı geldi ,değişikti güzeldi dekorasyon falan.bahçesi çok güzeldi ve dikkatimi çeken şeyde otlukları oldu.böyle kamışımsı gibi -ama değil- bir bitki vardı ,boyum kadar otlar. onları bahçede bir adam kesiyordu ,mekanın ortasında duran saksının içine yerleştirmişler ve çok hoş durmuştu.müzikler de çok güzeldi.aileler kaynaştı falan fişman.dışarı babamla hava almaya çıktık aldık havamızı birkaç da fotoğraf çektik.sonra ben kuzenimle çıktım.adamın biri elime kamera tutuşturdu .çekersin dimi çekersin sen der gibi tipimde var sanki..işte 4 kişi,gelinin kız kardeşi ben kamerayı elime tutuşturan abi-sonradan öğrendim ki gelin hanımla aralarını yapan iş arkadaşıymış damadın,hanımı da pek bir hoştu.saçı en güzel olan oydu hatta çok da şekerdi falan.-neyse işte çektik falan.gelinin kıyafeti hoşuma gitti.rengi güzeldi.mavinin bir tonuydu sadeydi aslında.vücudunu tamamen sarıyordu ve dümdüz gelip kabararak kuyruk gibi iniyordu.balıktı yani.normalde sevmezdim ama ona yakışmış.kıyafetinin üstünde taşlar vardı ve hoş durmuştu.damatta onun kıyafetinin renginde bir kravat takmış?kıravat.tanış görüş öpüş sonra çorba geldi sonra salata sonra beklenen çiğköfte geldi direk daldım kıvamı güzel olmasına rağmen hiç acısı yoktu neredeyse.sonra yemek.sonra da sohbet takı töreni.bizimkilerin adetidir bu takı olayı.paraları illa iğneyle asıcaklar bayaa düşündüler yapsak mı yapmasak mı diye ama iğneler gelince mecburen yaptılar.sonra pasta geldi.herkes 6 katlı pastayı bekliyodu ve beklendiği gibi de geldi.ay bizim için çok büyük değil mi bu falan oldu .tabii biz her zaman nikah düğün yapmıyoruz pastanın maket olduğunu nerden bilelim.(en komik kısımlardan birisiydi.ve gerçekten komikti.)onu keser gibi yaptılar poz verdiler vs.bence tam o sırada oh darling olmalıydı.ortam çok müsaitti,evet keşke olsaymış ben öyle yapayım bari.yalnız o pasta 6 katlı köşeye yatıyor kuzu gibi herkesin gözünün içine bakıyor. onu ilk gördüğümde ıyy ne pisler üstüne tozlar konar onun yemem ben onu demiştim.kendi düğün pastam nasıl olur falan diye derin düşüncelere dalmıştım.ki ben düğün curcunasına dayanamayacağımı düşündüğümden yapmayı düşünmüyorum. işte pastalar geldi.yiyemeden direk fotoğraf çekinme merasimine geçtik.annem gelsene el kızımısın gel şuraya diye sürekli beni çağırdı.kaçmıyolar ya ! ama sonrasında sıkılıp poz vermeyi bırakacaklarını da biliyodum bundan dolayı inatlaşmayıp gittim ailecek olsun teke tek olsun pozlarımı verip geldim.semaver çayımızı içerken ,o tadını hiç unutamayacağım pastayı yavaş yavaş yemeye başladım.bir tepsi içinde gelen çikolatayı gelinle damat misafirlere dağıttı.çikolatanın tadını çok merak ettim ama sırf o güzel pastanın tadını bir süre daha hissetmek amaçlı yemedim.neyse hemen anlatıyım.gençler olarak masaya oturduk gelin beni davet etti,damatla aralarına oturttular sohbet ettik falan.sonra işte enes abi annesinin yanına bizim masanın yanındakine oturdu.sonrasında çay içip fotoğraf çektirmek için bahçeye gidiyorduk ki bizimkiler bizden önce davranmış 10 kişi dizilmiş fotoğraf çektiriyor.bizi de çağırdılar tabii sülalecek fotoğrafımız da oldu.bir de hepimizi alır mı sorusu hiç dillerden düşmedi.hepsinin elinde bir profesyonel makine var ama kimse bunu -inatla-anlamak istemeyip hepimizi alır mı diye soruyolar.zaten biri almazsa diğeri alıcak 4 tane makine sizi çekiyor.çektik falan.ayrılırken böyle şakalar havada uçuştu .yine gelin,çok sevdik biz sizi dediler gayette ciddiye aldım yüzsüzlük yapıp yazın da gitmeyi düşünüyorum hani.şaka tabii,onlar bizde kalmadan olmaz bu iler böyledir..babam bana sıra gecesi cdleri falan uzattı al koy çantana kızım diye ,Urfalı bro vermiş ona da ali beyin kendisi ağa olur bilmem kaç dönüm toprağı varmış urfada da kimya mühendisiymiş de yapmıyomuş da falan filan onun kardeşi vermiş işte.8 kardeşlerdi sanırım.neyse.çok şekerlerdi hepsi cana yakındı falan.o fotoğraf olayından sonra deniz kabuğu da toplamayı ihmal etmedim tabii pek güzel yoktu ama olduğu kadar artık diyip hoşuma giden taşları falan attım cebime. .dönüşte 1730 gibi yağmur falan başladı.hava karanlık.yolu şaşırdık falan.istanbuldan çıkışımız 3 saat sürdü sabah 10 dakikada takılmadan gittiğimiz yer..wallpaperdı tam anlamıyla.böyle tek eksik ışıklar çizgi şeklinde gözükmüyodu o yani.gelmeyi hiç düşünmediğim,okumayı hiç istemediğim,zorla yaşayabileceğim bir şehir olduğunu düşündüğüm o trafik sıkıntılı İstanbul birden harika bir yere dönüştü .tüm o Çanakkale hayallerimi bırakıp çinceye bile razı olabilirdim ama sonra mantıklı düşünüp çanakkalede okuyup istanbulda yaşamayı ,çalışmayı falan düşündüm.istanbul aşığı oldum hatta kendi kendime olsun avrupada yaşarım ben trafikte sorun olmaz gibi saçma sapan avutucu cümleler kurmaya başladım ama ..eskişehir gibi bir yeri bırakıp istanbula gitmek mi..tam anlamıyla saçmalık ve benim işim.işte çok güzeldi ya.gece dönerken uyudum falan birazcık.denizi olan bir şehirde yaşamıyorum iyiki.iyiki istanbulda yaşamıyorum.o zaman geyet söz dinlemez olurmuşum.şu an fark ettim.neyse güzeldi genel olarak.
‘Çirkin şeyler olmasaydı güzel şeylerin farkına varamaz mıydık?’